//-->

ders-konulari

HÜRREM SULTAN,RESMİ,HAYATI

EN TANIDIK UKRAYNALI: ROKSOLANA


1500’lü yılların ortalarına doğruydu. Osmanlı İmparatorluğu, tarihinin en geniş sınırlarına varmış, kuzeyde Karpat dağlarına dayanmıştı. Kırım hanlığının akıncıları, bugünkü Ukrayna’nın batısında ve Polonya’nın güneyindeki topraklarda, köyden köye şehirden şehire, yağma ve ganimet peşinde koşuyorlardı. Girdikleri yerlerde değerli ne varsa alıyor, ellerinde kızlarla, oğlanlarla kalelerine dönüyorlardı.

Rohatin halkı da bunu duymuştu. Rohatin küçük bir köy sayılırdı. Köydeki tek kilisede bulunan heykel ve ikonaları toprağa gömüp sakladılar. Bunlar ancak birkaç yüzyıl sonra ortaya çıkarılıp sergilenecekti. Ta ki Akıncıların kendilerine bir daha saldırmayacakları kesinleşinceye kadar, orada öyle duracaklardı. Akıncılar Rohatin’e geldiklerinde, köylüleri meydanda topladılar. Ganimetleri toplayıp, köylünün içinden en güzel kızları ve oğlanları seçtiler, sonra da ayrıldılar. Nastya Lisowska da götürülenler arasındaydı.

Nastya Lisowska inanılmaz derecede güzeldi. Uzun boyluydu. Çok muntazam bir vücut yapısı vardı. Saçları kısa kesilmişti. Gözleri gökyüzünden daha maviydi. Akıncı beyi onu padişah Sultan Süleyman’a armağan etmeye karar verdi. Nastya için kader ağlarını örüyordu! Ama o Ukraynalı kadınlara özgü (bizim pek de görmeye alışık olmadığımız) özgüveni ile bu kaderden korkmuyordu.

Beklenen gün geldi ve Nastya, Sultan’ın karşısına çıkarıldı. Sultan Süleyman, Nastya’nın güzelliği karşısında büyülendi. Ona âşık oldu. Nastya artık Hürrem Sultan olmuştu. Sultan Süleyman seferlere gittiğinde, birbirlerine aşk mektupları yazdılar. ‘Muhteşem Süleyman’ “Sensiz yandım, bittim, mahvoldum” diye yazıyor, Hürrem ise ona “Sensiz İstanbul bomboş” diye yanıt veriyordu. Ukraynalılar, Hürrem Sultan’ın Osmanlı tarihinde padişahın resmi nikah kıydığı tek kadın olduğunu söylerler.

Hürrem’in dört oğlu oldu, içlerinden biri de Selim idi.. Hürrem onun Sultan Süleyman’dan sonraki padişah olmasını istiyordu. Oysa en büyük rakibi Süleyman’ın diğer oğlu Mustafa idi. Mustafa devletin kuruluşu dönemindeki cengâver padişahları andırıyordu.

Bir görüşe göre, Hürrem, yaptığı entrikalarla Sultan Süleyman ile Mustafa’yı karşı karşıya getirdi ve bu Mustafa’nın sonu oldu. Hürrem’in oğlu ‘Sarı Selim’ olarak bilinir. Çok içki içtiği ve âlem yapmayı sevdiği söylenir. Ondan itibaren padişahlar sefere ordu ile çıkma geleneğine son vermişler, sadrazamlar devlet yönetiminde ön plana geçmistir. Bunlara neden olduğu için çoğu tarihçi, Hürrem Sultan’ı olumlu gözle anmaz. Karşı görüştekiler, kimin oğlunun padişah olacağı konusunun imparatorluğun her döneminde anneler arasında bir çekişme konusu olduğunu söylerler ve Hürrem’in tutumunun abartılmaması gerektiğine işaret ederler. Hürrem Sultan’ın türbesi Süleymaniye Camisi’ndedir. Sultanahmet camisi ile Ayasofya arasındaki, şimdi halı pazarı olarak kullanılan tarihi bina, Hürrem Sultan adına hamam olarak yaptırılmıştır. İstanbul’daki Haseki hastanesi de –daha doğrusu külliyesi– Hürrem adına yaptırılmış.

Hürrem Sultan, zamanında Polonya kralı ile yazışırmış. Onun zamanında Osmanlı devletinin kuzeyle ilişkileri genellikle barışçıl bir seyir izlemiş. Ukraynalılar, Osmanlı ‘hışmından’ Hürrem sayesinde kurtulduklarını düşünüp, onu ulusal kahraman olarak görüyorlar. Ona “Roksolana” diyorlar. Rohatin Ukrayna’nın batısında ufak bir kasaba. Şehir merkezinde, meydanda Roksolana’nın bir heykeli var. Biraz ilerisinde ise kendisinin alınıp götürüldüğü iddia edilen kilise.

Heykelin karşısında bir kafenin bahçesinde oturup bunları düşünürken, iki adım ötemde bir dilenci fark ettim. Votka kokusu bu mesafeden bile hissediliyordu. Dilencilerin o evrensel dili, avuç açma ile benden para istedi. Ona 10 grivna verdim. Bir şişe biranin 3-4 grivna olduğunu düşünürseniz, bu iyi bir ‘sadaka’ idi. Yan masadaki gençlerin de yardımı ile, dilenciye bu parayı sadece yiyecek bir şeyler alması için verdiğimi, içki alacak idiyse başka para ile almasını söyledim. Bunu Roksolana’nin ruhu için yaptığımı da ekledim! Masamda duran birayı gösterdi ve “ama sen içiyorsun” dedi! Davaaaaay!.. (“Hadi, yürü git” anlamında.)

Dilenci, bir ayağını sürüyerek ağır ağır yürüdü ve köşeden kayboldu. Kendi kendime bu tarih nostaljimi komik buldum. Ne demekti Roksolana anısına sadaka vermek? Üstelik votka kokan bir dilenciye, bu para ile içki almamasını söylemek... Zaten yapmayacaktı. Bir daha beni görmeyeceğine göre, gidip bu parayla içkisini alacaktı.

Az sonra dilenci çıkageldi. Elindeki poşette bir parça ekmek, bir parça peynir ve ‘kolbasa’ (bir çeşit sucuk) vardı. Diğer eli ile yazarkasa fişini bana uzattı. Boğuk sesinden anlayamadığım sözlerini yan masadan tercüme ettiler: “Roksolana için istedin, Roksolana için yaptım. İçki almadım!..” O ve kafenin bahçesinde oturan herkes gülüyordu!..

 

 

 

Doğan Subaşı


Bugün 57 ziyaretçi (129 klik) kişi burdaydı!
Reklam Alani
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=