//-->

ders-konulari

MEDENİYET VE SU

MEDENİYET VE SU
   Yeryüzünün farklı bölgelerindeki medeniyetleri gözden geçirecek olursak toplumsal yaşamın her zaman suya bağımlı olarak şekillendiğini görürüz. Antik medeniyetlerin başlangıç noktaları hep nehir koyaklarında veya deltalarındadır. Medeniyet merkezi olmamış iki nehir çölden geçen Ürdün ve çok derin ve kapalı vadilerden geçerek yaşamı imkansız kılan Amerika’daki Rio Grande’dir.
   Çin’de Sarı Nehir, Hindistan’da Ganj ve İndüs, orta Asya ‘da Seyhun ve Ceyhun nehirleri Avrupa da Ren, Sen, Tiber, Tuna (Amerika’da Amazon ve Missisipi Nehirleri) ön Asya’da Antik Yunan bölgesinde Menderesler ve Gediz ile bölgemizi taçlandıran Fırat ve Dicle medeniyet beşiği nehirlerdir. Tarih boyunca akarsulardan yararlanma olanağı bulan toplumlar dönemlerinin en ileri medeniyetlerini kurmuşlar, bulamayanlar ise yurtlarını terkedip göç etmek zorunda kalmışlardır.
   Ortadoğu’ya gelince “Medeniyetler Beşiği” veya “Bereketli Hilal” diye adlandırdığımız bölge yakıcı çöllerle vahaların buluştuğu bölgedir. Mısır ve Ortadoğu efsane ve destanlarını incelediğimizde Nil, Fırat, Dicle ve diğer daha küçük sular ve göllerin bölge insanı için yaşamın olmazsa olmaz koşulu olduğunu ve çöl ve suyun inançlardan günlük yaşantıya yaşamlarının her kesitinde önemli rol oynadığını görmekteyiz. Bu destanlar ve kutsal kitaplar bu üç büyük nehrin kıyılarında kurulmuş olan tarımsal üretim dayalı kent ve kasaba uygarlıklarının hep çöl, su ve din kavramları üzerine yoğunlaştığını anlatır.
   Ortadoğu için su tarih öncesi çağlardan bu güne önemini hiç yitirmemiştir. Mitos’ların baş konusu suya duyulan özlem, su ile gelen felaketler ve tarım’dır. Örneğin Mezopotamya tanrıları, tanrı krallar; ya bir ırmak üzerinde yelken açmış gitmekte yada engin sularda ölümsüzlüğü aramakta, prensleri ise çift’e öküz koşmuş tarla sürüp tahıl yetiştirmektedirler. Sümer mitolojisinde Tanrı Sin Fırat üzerinde Gaffeh denilen bu günkü keleklere benzeyen yuvarlar bir kayıkla yol alır. Bir diğer destan da insanlar ve hayvanların birbirine zarar vermediği, hastalık ve yaşlılığın bilinmediği Dilmun ülkesi anlatılır. Dilmun’un tek eksiği içme suyu’dur. Su tanrısı Enki toprak ana Ninhunsag’ın yalvarması sonucu ülkeye su verir ve böylece bitki yaşamı başlar Dilmun’da.
   Eski Mısır’da Nil Nehrine tanrı nitelemesi ile tapılırdı. Firavun Ak hen Aton’a ait bir ilahi’de birisi yeraltında yaratılıp Mısırlıları beslemek üzere yeryüzüne çıkartılan, diğeri de başka uluslara yağmur vermek için yaratılmış 2 Nil Nehri vardır. Hint mitolojisinde Varuna’ya yakarışta Varuna gökten su kabını açarak sularını yere ulaştırır, bereket saçar. Mısır Piramitlerinde ölünün yanıbaşında bulunan “Ölü’nün Kitabı”nda tanrıya verilen hesapta “Çalmadım, adam öldürmedim, kimseyi aldatmadın. .... gibi dizelerin yanısıra” suları kirletmedim” sözü günümüzde çoğu kişinin iç rahatlığı ile söyleyemeceği bir söz olarak dikkati çekmektedir.
   Kenan ülkesinin sularla ilgili mitolojisinde ırmak çıkışlarında baş tanrı oturur. Şimşek ve gök gürültüsü bereket getirecek yağmuru veren iyi, ırmak ve denizler ise taşıp yeryüzünde zarara neden olacak kötü oğul tanrılardır. Agat Efsanesinde bereket tanrısı yağmurdur ve Agat öldürülünce 7 yıl kuraklık ve kıtlık olur.
   İbrani mitosunda Filistin’e Yehova’nın özel armağanı olarak düzenli ilkbahar ve sonbahar yağmurları gönderilmiştir. Amerika-Aztek ve Mezopotamya Babil mitoslarında görülen tanrının kanı ile yoğurulmuş balçıktan yaratılan insan için artık kan yerini tanrının nefesine ve suya bırakmıştır. Bölge insanı tek tanrılı dinlere geçtikten sonra ve günümüzde de su hala en yüksek değerdir.
   “Allah su gibi devlet versin” ve “Su gibi aziz olasın” gibi dilekler bu yüksek değer yüklemeye örnektir.
   Çoğu Ortadoğu mitosunda bolluğun, bereketin, huzur ve güvenin belirteci olan su bazen de seller halinde tüm uygarlığı tehdit etmektedir. Gılgamış Destanındaki büyük tufan, kutsal kitaplardaki Nuh Tufanı’na çok benzemekte, Mezopotamya kentlerindeki çok katlı ziguratların su taşkınlarına karşı yapıldıkları da söylenmektedir.
   Antik Çağdan günümüze “Temel töz nedir?” sorusuna “Toprak, su, hava, ateş” gibi cevaplar veren felsefe öğretileri ve dinler birinci sırayı “Su”ya vermişlerdir.
   Çok tanrılı dinler döneminde Orta Asya’da rastladığımız “Yaradılış ve Türeyiş” destanı da söyle başlar: “Yer yer değilken su, su idi. Başka bir şey yoktu. Bir su ki yılan içse ölümsüzleşir, ölü çiyan içse dirilir. Yaşam zerre zerre, ışık ışık kımıldar. Ama ne yılan var ne çiyan. Bu yokluk içinde bir Tanrı Kara Han, bir de bu su”. Türk mitolojisinde su, gök ve yer ile birlikte yer alır.
   Kutadgu Bilig 4 ana unsuru gökte ki burçlar gibi 3 erden 12 kısıma ayırır.
“Uçi ot, üçi suv, üçi boldı yil. Uçi boldı toprak, azun boldi il.” der destan.
   İslamiyet 1400 yıla yakın bir süredir Ortadoğu’nun egemen dinidir. Kur’an’da bir çok ayet sudan ve suyun yeryüzündeki önceliğinden söz etmektedir. Örnek verecek olursak Baraka Suresi 21 ve 22. ayetlerde “Rabbımız gökten su indirdi. Onunla size rızk olarak çeşitli ürünler çıkardı” ve
Enam suresi 6/99
   “Siz gökten su indiren de odur. Biz o suyla her şeyin bitkisin, ondan da bir yeşillik çıkardık. O yeşillikten birbiri üzerine binmiş daneler çıkardık” denmektedir.
   Kendilerini öğerken “yeryüzünün tuzu” olarak niteleyen tarih öncesinin en geniş kapsamlı medeniyetinin kurucusu ve çivi yazısının yaratıcısı Sümerlerde sulama ve yağmura bağlı olarak yapılabilen tarım aynı zamanda yerleşim yerlerinin de belirleyicisidir. Örneğin elverişli olmayan yeryüzü şekilleri nedeni ile yerleşim ancak yaygın sulama sistemlerinin kurulmasına uygun olan Aşağı Mezopotamyada ve yağmur sulamasına uygun yukarı Mezopotamyada yoğunlaşmıştır. Dağlık bölgelerdeki yerleşim ise verimli nehir koyaklarının çevresi idi. M.Ö. 1000’nci yıl başlarında demir saban ve pulluğun devreye girmesi ile artık ovalarda tarım, dağ otlaklarında ise hayvancılık Bereketli Hilal’e zenginlik ve dolayısı ile yükselen medeniyet dönemini getirmiştir.
   Doğu koşulları nedeni ile Mezopotamya’da İdari sistem olarak ta sulama eyaletleri oluşmuş ancak bu da ülkenin siyasal açıdan birleşmesini güçleştirmiş, her su eyaletinin daha büyük bir birliği bağlandığında bağımsızlığı elde etmeye çalışması yüz değil bin yıllar sürecek artı arkası kesilmeden günümüze kadar gelen ve şekil değiştirerek süregiden su savaşlarının ilk nedenini oluşturmuştur. Bu su eyaletleri bu gün Harran Ovasında 20 sulama birliğinden oluşan yapılanmaya benzer. Aşağı ve Yukarı Mezopotamya’da toplumsal yapılanmanın dolayısı ile de tarihin belirleyicisi su ve suyun paylaşımıdır. Sulama üzerinde denetimi elde tutma ve suyu kullanma yetkisini sahip olma, en önemli güç aracıdır. Bugün Sümer, Akad ve Babil döneminden kalan pişmiş kil tabletlerin çoğunda sulama sorunlarına, su kullanım yasalarına ve kanalların korunmasına yer verilmesi bu bilgimizi doğrulamaktadır.
   Mezopotamya’da medeniyetlerin kültür ürünlerini şekillendiren de yine Fırat ve Dicle’dir. Ağaç ve taş gibi başka medeniyetlerin yapı malzemelerinin yerini nehirlerin bıraktığı kil almıştır. Çivi biçimindeki işaretlerin taş bir kalemle bastırıldığı yazı tabletleri ve eski yaşam ve inanç öykülerini günümüze aktaran heykeller kilden yapılmıştır. Kulübeler ve büyük kil yapılarda ara malzeme olarak kullanılan aşağı Fırat kıyılarından toplanan sazlar aynı zamanda hayvan yemi olarak kullanılmakta idi. Sümer kira sözleşmeleri ve miras paylaşma belgelerinde sık sık ağaçtan yapılmış kapı, eşik ve merdivenden söz edilmesi ağacın bölgede ne kadar değerli olduğunu gösterir. Araba ve gemi yapımında kullanılacak kereste ya ticaretle yada savaşarak elde ediliyordu. Gılgameş ve arkadaşı Enkıdu'’un Lübnan dağlarına sedir ağacı kesmeye gitmeleri söylencesi günümüzün erozyon, ormanları koruma ve çevre koruması ile uğraşan doğa felsefesi tartışmacıları için çok anlamlı ve öğreticidir.
Silah ve alet yapımında kullanılan maden filizi, ayrıca kereste, yağ gibi kültür aracı malzemelerin taşıması nehir ve kanallara aracılığı ile yapıldığı gibi kervan yolları da su yollarına paralel bir rota takip ederdi.
   Bugün GAP projesi dahilinde ele alınan sulama ağının korunması ve genişletilmesi, aşırı tuzlanma ve nadasa bırakma tarih belgelerinde gördüğümüz kadarı ile 4000 yıl öncesinin de sorunu idi. Nehirlerin yatak değiştirmesi, sel felaketleri, kentlerin çökmesi veya bent yaparken yerleşim yerlerinin boşaltılmak zorunda olması bize hiç te yabancı gelmeyen bir hikayenin M.Ö.1820 yılı versiyonudur. 40.000 kişilik nüfusun evlerini terketmek zorunda kaldığı antik Hille kenti tarih öncesinin Halfeti’sidir. Zeugma’sıdır, Hasankeyf’idir ve su ile gelen medeniyetlerin yine su ile bir anda yok olabileceğine örnektir.
   Ünlü Hamuraki kanunlarının 53 ile 56 arası yasaları sulama sorununa ilişkin maddeler içerir ve bugünde benzerleri yürürlüktedir.
“Bir adam ihmalkar ise ve tarlasının bendini pekiştirmek ve bu nedenle set yıkılması olur ve ekili tarları su basarsa, buna neden olan adam zarar verdiği tahılın bedelini ödeyecektir”,
   Çivi yazısının daha önce okunamaması nedeni ile Dünya’nın bu ucu ile ilgili tüm bilgilerimizin en fazla iki yüz yıllık olması belki de en büyük kaybımızdır. Ayni tarlalar 4000 yıldır üzerinde yerleşik nüfusu beslemeye devam ediyorsa ve verim artıyorsa 4000 yılın getirisi budur, medeniyet budur, ilerleme budur.
   21 yüzyıl medeniyetlerinde su hızla artan nüfus nedeni ile daha da değerli daha da paylaşılmazdır. Bilim adamları suyu en az kayıp ile kullanma, atık suyu tekrar tekrar kullanabilme ve buz dağlarını ve deniz suyunu tatlı suya dönüştürebilme yolunda yarışmaktalar. İsrail’in seracılıkta devrim niteliğinde terleme yolu ile bitkilerden su üretme tekniğini hayranlıkla izlerken, İran, Portekiz ve Güney Fransa’da. yeni yeni dikkati çeken Qanat’larla yanı terleme ile su elde edilen yer altı su kanalları ile ilgili yazıları şaşkınlıkla izlerken Şanlıurfa İl sınırları içerisinde Birecik Kuzey Doğu köyleri ve Suruç çevresinde var olan yer altı su elde etme galerileri ve onların yeryüzündeki havalandırma bacaları yalnızca çevre köylülerce bilinmekte, sırlarını ciddi araştırmacılara sunmak üzere sessizce beklemektedirler.
   Bugün Fırat ve Dicle yine yanıbaşımızda. Sulama kanallarla, ulaşım baraj gölleri üzerinde modern teknelerle yapılıyor. Eski kervan yolları yerine uzanıp giden enerji taşıma hatları, elektrik ve telefon direkleri var. Şair Fuzuli Su Kaside’sinde:
“Hak-i payine yitem dir ömrlerdir muttasıl, Başını daşdan daşa urub gezer avare su.” Demiştir.
   Bugün Dicle ve Fırat avare gezmiyor, boyunlarına barajlardan gerdanlıklar takınmış gelinler örneği nazla ve gururla ovadan ovaya salınıyorlar. Bugün Dünya Su Günü 22 Mart 2002 günün tarihi tam netlikle okuyamıyorum. Milattan önce mi... millattan sonra mı? Siz karar verin.
Bugün 5 ziyaretçi (30 klik) kişi burdaydı!
Reklam Alani
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=